Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA- Milletvekili adayları açıklandı. Şu veya bu ölçüde, her parti ahlaki ilkeler yerine, “hesap işleri”ni devreye soktu. Ve bu şekilde oluşacak milletvekili kompozisyonuyla, muhtemelen seçim sonrasında bol gerilimli günler bizi bekliyor olacak.
Her parti bol miktarda hesap yaptı ama, MHP’nin Ergenekon “uyumu” bir kenara bırakılırsa, herhalde “hesap rekorunu” Haberal’ı aday gösteren CHP kırmış oldu. Deniz Baykal’a kaset operasyonun devamı gibi görünen Haberal operasyonuyla CHP, Ergenekon gibi Türkiye’nin arınmaktan başka çaresi olmayan bir musibete yeni bir kan vermeye alenen soyundu. Ergenekon, Haberal’ın bugünlerde en görünen yüzü... Ancak diğer yanı doktorluğuyla ilgili ve Ecevit’in hastalığında gösterdiği “performans”ın ötesinde de geçmişi şaibelerle dolu.
1978 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan ve pusuya düşürülüp, eşi ve çocuğuyla birlikte ağır yaralanan Necdet Bulut sonraki günlerde aniden durumu kötüleşti ve hayatını kaybetti. Gene o meşum şiddet dolu kanlı yılların başlangıcında, 1975’te ODTÜ öğrencisi Semih Erbek faşistlerin ODTÜ otobüslerine yaptığı saldırıda ağır yaralandı ve o da bir müddet sonra hayata veda etti. Bugün, yakınlarının anlattıkları sayesinde, hem Bulut’un hem de Erbek’in Hacettepe hastanesinde Haberal’ın hastası olduğunu ve bu ağır yaralı iki insanın, ne hikmetse ya Haberal’ın doğrudan ya da onun kontrolundaki doktorların “onayı” ile sıvı (sütlü kahve, şeftali kompostosu) içmeye “teşvik” edildiklerini öğreniyoruz. Yani, bağırsakları delinen, mide kanaması geçiren ve ameliyata alınan insanlara su bile verilmezken asla yapılmaması gerekeni yapan, Silivri’ye gitmemenin de bin türlü “tıbbi” yolunu bulan Haberal’dı...
Haberal’la ancak Kuzguncuklular başa çıkabilmişti. O her şeye muktedir adam “İlya’nın bostanı”na göz koyup, büyük bir iştahla o cânım yeşil alanı “faideli yatırımlar” yapmak üzere ele geçirmeye çalıştığında, yaşlısı genciyle Kuzguncuklular, o sıradan insanlar, onu bostana sokmamışlar, hevesini kursağında bırakmışlardı.
Meclis’in potansiyel ikinci “favori insanı” ise bir silah tüccarı... Pompalı tüfek taşıma yaşını 18’e indiren, bir kişinin iki silah taşıyabilmesine olanak sağlayan ve “Teksas yasası” olarak tanınan silah yasasının geçmesi için her türlü kulis ve lobiciliği yapan, silah sattığı 1300 bayi sahipliğinin ve “Kurtlar Vadisi” gibi kan ve barut kokan dizilere yaptığı sponsorlukların yanı sıra “Silah Üreticileri, Satıcıları ve ‘Sevenleri’ (!) Derneği” Başkanı Cuma İçten... Bu arkadaşın yasayı savunurken, yaratıcılıkta sınır tanımayan gerekçeleri var. Yerim dar, hepsini yazamam ama şu kadarı ipucu verir herhalde: “Millet olarak silah kültüründen uzaklaştığımız sürece, devlet olarak da silah kültüründen uzaklaşmış oluruz. Kuvayi Milliye hareketi ve milli mücadeledeki sıkıntıları unutmayalım”...
Tabii, çok haklı; hatta, Allah muhafaza, düşmanların yurdu işgal edip, Meclis’in kapılarına dayanma ihtimaline karşı ve “devletin silah kültüründen uzaklaşmaması” için, bizzat Meclis’in içinde de silah taşınmasına izin verilmelidir!
Şimdi müstakbel Meclis’i biraz gözünüzde canlandırın; mesela Meclis’in arka sıralarında bir tanesi tezgah açıp, “Smith Wesson var, Glock var!” diye pazarlama yaparken, diğeri de, satın aldıkları ürünleri birbirlerinin üzerinde deneyenleri tedavi etme ihtiyacı hasıl olduğunda, anında müdahale etmek üzere, beyaz önlüğü -tabii Meclis iç tüzüğüne uyumlu kravatı- ve bir miktar sıvı ile iyilik yapacağı yaralılara koşuşturuyor...
Ve ölüm fiiline bu kadar yakın insanlar Meclis’e doğru dolu dizgin giderken, ne Türkiye partisi olduğunu iddia eden AKP ne de CHP Alevileri ka’ale aldı.
Sadece Kürtlerin değil, bütün mağdurların sesi olma iddiasını taşıyan, ve gayet “akıllı” bir strateji yürüttüğü söylenen BDP ise, bu “akıllı” stratejiye uygun olarak, film çekeceğim diye atlara işkence yapan bir sinemacı beyefendiyi aday gösterirken, tek bir Ermeni’yi bile aday olarak göstermedi. Onlar da haklı tabii; 70 bin Ermeni’nin sağlayacağı oy ne ola ki? Gerçi bu arada, sayıları Ermenilerden çok olsa da, muhtemelen başka bir hesap işi olduğu için, nüfusun yüzde 13’ünü oluşturan sakatlar ve kadın nüfusun yüzde 70’e yakınını oluşturan başörtülü kadınlar Meclis’e girmesi gerekenleri tesbit eden amirlerin hesaplarına giremedi. Pardon; en “İslami” partimiz AKP, 13. sıradan bir tane adayı nümûne olarak gösterdi. Başörtülü kadınlar sevinmekten bir hal olmuşlardır herhalde...
Neyse, bizim kafamız basmıyor olabilir bütün bu hesaplara... Belli ki, partilerimizin “seçici kurulları” ince eleyip sık dokumuşlar... O kadar ince elenmiş ve sık dokunmuş ki, mübarek listelerin arkasından toplumu görmek neredeyse imkânsız... Siz hayrını görün müstakbel koltuklarınızın; biz de Kuzguncuklularla birlikte biraz ders çalışırız.
ferhatkentel@gmail.com